GİRESUN/DOĞANKENT/ŞADI KÖYÜ



Corner left
Corner right

DEDEM

Okunma Sayısı:1271


YAZARLAR - Sinan GÜVENDİ
Eklenme Tarihi:2018-04-19 10:06:58


Sinan GÜVENDİ

Dedem 1311 (1894) yılında, Giresun Tirebolu Şadı köyünde doğan, Güvenoğlu Mustafa’dır. Lakabı Karakulak Mustafa’dır, karakulak bir bıçak türüdür. Dedemin karakulak lakabı, taşıdığı karakulak bıçaktan mı yoksa esmerdi de o yüzden mi karakulak dendi, bilemiyoruz. Babası Müderris Mehmet Vehbi Hoca, Annesi Pir Ali oğullarından Hasan kızı Maviş’tir. Mustafa 6 erkek kardeşin en küçüğüdür.

Erkek kardeşlerinden, abisi İbrahim, birinci dünya savaşında Gümüşhane dağlarında, çatışma esnasında şehit düşmüştür. İbrahim’in halen kız torunundan soyu, Şadı köyü derindere mahallesinde (Tevhidegil) devam etmektedir.

Diğer abisi Abdurahman yine yemen savaşına gitmiş, orada şehit olmuştur. Askerlik öncesi evli olan Abdurrahman’ın eşi kambergil kızı olup, çocukları Yakup ve Sıtkı’dan torunlarıyla soyu, bu gün başta İstanbul ve İzmir olmak üzere çeşitli yerlerde devam etmektedir.

Diğer abisi Eşref, bir kaza sonrası gerekli tıbbi müdahale yapılamadığı için tetenoz hastalığına yakalanarak genç yaşta Hakka yürümüştür.

Diğer Abisi Ali Harşıt’ta bir kaza sonucu vurulmuş ve kurtarılamamıştır. Genç yaşta Hakka yürüyen Ali’ye Annesi Maviş çok üzülmüş, yevmiyeci tutup mezarlığa giden yolu genişletmiş, mezarlığa Sayvan (hayma, bir çeşit baraka) yaptırıp, 3 ay boyunca mezarlıkta mum yakıp oğlu ile beraber yatmıştır. Söylediği ağıtlar herkesi ağlatmıştır.

En küçük abisi Seyit Yahya Güvendi herkesin bildiği bir isim olup, ağır ceza reisidir. Birinci dünya savaşı ve kurtuluş savaşı sonrası bütün kardeşlerini kaybeden Seyit bey, adeta tüm yeğenlerine babalık etmiştir. Genç denilebilecek bir yaşta hakka yürümesi birçok projesinin de yarım kalmasına neden olmuştur. Bu gün torunları İstanbul İzmir ve daha birçok yerde yaşayan Seyit Yahya Güvendi aslında başlı başına bir kitap konusudur. Kısmet olursa bunu yapacağız.

Ailenin en küçük oğlu olan Karakulak Mustafa, deyim yerindeyse biraz nazlı büyütülmüş, ağabeylerine göre bazı şeyleri hazır bulmuş, bu yüzden biraz daha özgür ve biraz da sorumsuz bir yapıya sahip olmuştur, bunu o günün şartlarında düşünmekte fayda var. Bu nedenle, bizim bilebildiğimiz 20 yıllık ömrüne çok şey sığdırmıştır.

İlk eğitimini Harşıtta babasının medresesinde, babasından ve diğer hocalardan alan Mustafa, birçok dini ve pozitif bilimlere vakıftır. Hiç kuşku yok ki, şartlar elverseydi o da abisi gibi İstanbul’a yüksek tahsile gidecekti.

1910 yıllarında 16 yaşındaki (nüfus kayıtlarında 2-3 yıl hata olabilir) Mustafa Gigiv Temel’in kızına (adını bilemiyoruz) aşıktır ve evlenmek istemektedir, fakat babası oğlunu ikna etmeye çalışmakta, genç yaşta hakka yürüyen kardeşi Ali’nin kızı yani yetim kalmış yeğeni Gülhanım’a sahip çıkma amacıyla, oğluna yeğeni Gülhanım’ı almak istemektedir. Uzun uğraşlar sonucu Mustafa ikna edilir ve düğün kurulur fakat Mustafa düğünü bırakıp yine kaçar. Mehmet Vehbi Hoca uzun uğraşlar sonucu tekrar oğlunu ikna eder ve Mustafa ile Gülhanım evlendirilir. Mustafa ile Gülhanım’ın bir oğlu (babam Hacı Mehmet Güvendi) ve bir kızı olur. Muhacirlik yıllarının zor koşullarında oğlu ayakta kalır fakat kızı 1918 lerde Görele’nin Soğukpınar (sığırlık) köyünde vefat eder.

1911 yılında Mehmet Vehbi hoca hac ibadeti için hicaza gider ve kabe’de ibadet esnasında hakka yürür. Babasının ölümünden habersiz, köydeki yaşamına devam eden Mustafa, babasının gidişini fırsat bilerek, babaannem Gülhanım’ı ve iki çocuğunu evde annesi Maviş ile bırakır ve evi terk eder. Eski sevdiği Gigiv Temel’in kızı ile (adını bilemiyoruz) nihah kıyıp evlenir, mahallenin dışında givre denilen yerdeki (şu an böğürtlenlik ama o zamanlar tarla imiş) mereği tamir ederek orada yeni bir hayata başlar. Karakulak Mustafa’nın yeni eşinden de bir oğlu olur.

Mehmet Vehbi hocanın babası Hüseyin hoca tarafından 1830 larda yapılan ev, yaklaşık olarak köydeki evlerin iki katından daha büyüktür. Ayrıca kapıda bir adet misafirhane binası vardır. Bu misafirhanede Giresun Gümüşhane ve Trabzon üçgeninden gelen misafirler ağırlanmakta ve bu evde veya misafirhanede o günün koşullarında meşrutiyet tartışmaları yapılmaktadır. (Ev halen ayakta olup 1960 larda Hacı Mehmet Güvendi tarafından bir miktar küçültülmüştür, misafirhane ise muhacirlikten sonra önce mereğe çevrilmiş, sonra da ön tarafındaki obuzun (küçük dere) derinleşmesi yani uçurum nedeniyle yeri değiştirilmiştir). İşte böyle bir evde yaşamayı bırakıp, derme çatma bir merekte yaşamaya çalışan Mustafa’nın annesi Maviş bu duruma çok üzülmekte, nazlı büyüttüğü küçük oğluna bazen ağlamakta bazen de kızmakta ve intizar etmektedir.

Mustafa’ya ait bazı anekdotlar.

-Annesi Maviş “Oğlum gelsen evinde kuştüğü yataklarda yatsana, ne işin var givre başındaki merekte” dediğinde, Mustafa’nın cevabı “Anneciğim ben givre başında güdünenin (mısır koçanının içi) üstünde daha mutluyum, bırak böyle olsun” şeklindedir.

-Mustafa bir gün çilingir sofrasını kurmuş otururken, adaşı Kandaz Mustafa gelir, “Hoca sen bize sevap işleyin diyorsun ama sen ne yapıyorsun” der. Bir süre duraklayan dedem Mustafa “bak Mustafa öbür tarafta terazi var, benim sevaplarım ağır basar merak etme” der.

-Mustafa yeni eşiyle mahalle içindeki bir tarlada tohum kazmaktadır, dedemi etkilemek ve eve dönmesini sağlamak amacıyla, babaannem Gülhanım ve kayınvalidesi büyük babaannem Maviş iki çocuğu (babamı ve halamı) dedem Mustafa’nın yanına bırakıp oradan ayrılırlar. Mustafa işi bırakır, çocukları da bırakır ve yeni eşiyle mahalleden ayrılıp, (kabadüzden yukarı givre başına) uzaktaki evlerine dönerler.

-Mustafa için “Kuru gönü yürütürdü, ibriği okuyarak hareket ettirirdi” derler. Bunun anlamı çok bilgili hoca olduğu anlamına gelmektedir. 

-Yine bir gün gök gürleyip yağmur yağarken Maviş annem gökyüzüne dönüp, şimşek çakmasına hitaben “Givre başına givre başına” diye intizar eder.

Burada Maviş’e kısaca değinmeden geçemeyiz. Maviş tam bir Türk kadınıdır. Kocası önce İstanbul’da okumuş, sonra okuduğu okulda müderrislik yapmış, daha sonra gelip Harşıt’ta medrese açmıştır. Bu süreç içerisinde aileyi hep Maviş idare etmiştir. Maviş iyi ata biner, silah kullanır, katırlara yük sarar, vali, müderris (profesör) vb misafirler ağırlar, yani dominant bir kadındır. Anne babasını da çok sever, iki güne bir annesini ve babasını mutlaka ziyaret eder. Öyle ki, sabah erkenden annesine su götürür, (çeşme bizim evin kapısındadır) anne ve babasını ziyaret eder sonra gelip çocuklarına kahvaltı hazırlar, kardeşi Esma ile (bu günkü ekizgil ailesinin büyük babaannesi) her konuda yardımlaşır ve birbirlerine destek olurlar. O dönemde maddi durumu iyi olan Maviş, yayla yolunda toprak yapısından dolayı sürekli çamur olan uzunca bir güzergaha taş döşeme yol yaptırır. O yol halen Maviş’in döşemesi diye adlandırılır. Yani Pirali oğullarından Hasan kızı maviş baskın bir Türk kadınıdır.

Yirminci yüzyılın başları, Osmanlı zor durumda, 93 harbinin yıkımı karadenizde yüksek düzeydedir. Arkası kesilmeyen savaşlar şadı köyünü de, Mavişin ailesini de yormuştur. Üstelik Mehmet Vehbi hocanın hicazda ibadet ederken hakka yürümesi de Mavişin hayatını alt üst etmiştir. Ekonomik yapı gittikçe bozulmakta, Mustafa’nın ağabeyleri birer birer bu dünyadan göçmektedir, Abdurrahman abisinin yetim kalan üç çocuğuna da bakmak zorunda kalan Mustafa, nazlı büyütülmüş, ailenin küçük çocuğu rolünden hızla çıkıp, sorumluluk sahibi olması gerekmektedir. Ne var ki birinci dünya savaşı kapıdadır. Ardı arkası kesilmeyen savaşlar, asker kaçakları, bozulan ekonomik yapı, soygun ve hırsızlık almış yürümüştür. Mustafa da iki eşi, üç çocuğu, üç yeğeni ve Annesi ile bu yıkımlara karşı koymaya çalışmaktadır. Tam bu sırada akrabası Bekir çavuş çıkar ortaya ve “askerden zar zor aile ziyaretine gelebilen ve zamanında dönemeyen askerlere geçici izin belgesi yazalım, hem iyilik yaparız hem de birkaç akçe kazanırız” der. Mustafa eğitimlidir ve bu iş onun için çok kolaydır, kolaydır olmasına ama kısa sürede devletin haberi olur ve Torul’dan gelen müfreze ikisini de tutuklayıp, önce Gümüşhane’ye ardından Erzurum’a sevk eder.

Yıl 1916 dır, Rus ordusu kuzeydoğudan Erzurum’a hücum eder, bu sırada Mustafa ve arkadaşı serbest bırakılır hatta olanaklar ölçüsünde silahlandırılır, burada tekrar vatan savunmasına girişen Mustafa hasta olduğu halde savunmaya geçer. Daha sonra Erzurum işgale uğrar, batı yönünde göçler, açlık sefalet, ölümler vs, savaşın insanlık dışı yıkımları yaşanır. İşte Mustafa’nın bilinen hikayesi de burada son bulur. (Erzurum’daki gelişmeler daha sonra köye dönen Bekir çavuş tarafından anlatılmıştır).

Aynı yıl (1916) karadenizdeki rus birlikleri Harşıt çayına kadar gelmiş ve çayın doğu tarafında kalan Mustafa’nın köyü de işgale uğramıştır.

Maviş anne ise gelinleri Gülhanım ve Gigiv kızı, oğlu Abdurrahman’dan torunları (8 ile 15 yaş arası) Yakup Sıtkı ve Mehmet (kuş Mehmet), oğlu Mustafa’dan 3 torunu (en büyüğü iki buçuk yaşında olan adeta 3 bebek), toplam 3 kadın 6 çocuk kalan ailesiyle birlikte yanlarına alabildikleri yiyecekleri alıp Harşıt çayının batı tarafına Doymuş köyüne geçmişlerdir. Doymuş köyünden Boynuyoğun istikametine devam eden kalabalık ve kargaşada büyük torunlar Yakup Sıtkı ve Mehmet kaybolmuşlardır.

Not: Daha sonra Mavişin büyük torunlarından Yakup ve Sıtkı hayatta kalmış fakat Kuş Mehmet bir daha bulunamamıştır. Bebek torunlardan ise kız ve bir erkek hastalıktan ve beslenememekten vefat etmiş, sadece Hacı Mehmet hayatta kalabilmiştir. Maviş 1918 de Çanakçı ilçesi Akköyde hastalanarak hakka yürümüştür. Muhacirlikten sonra Gigiv kızı da hakka yürümüş, koca aileden geriye Gülhanım, Yakup, Sıtkı, Hacı Mehmet,İbrahimin kızı Tevhide ve o yıllarda İstanbul’da eğitimde olan Seyit Yahya sağ kalabilmiştir.

Muhacirlik yıllarından sonra, Gülhanım ve Hacı Mehmet tekrar köye dönmüş, Yakup ve Sıtkı Eskişehir’e yerleşmiş, Seyit Yahya İstanbul’da çalışmaya başlamış fakat Mustafa’dan bir daha haber alınamamıştır,  ta ki1970 yıllarına kadar.

***

Komşu köyden bir akrabamız 70 li yılların başında İskenderun’a askere gider. Rutin askerliğine devam eden askerimiz bir gün asmalı bir kahvenin önünde çay içerken yanına bir ihtiyar yaklaşır ve askere nereli olduğunu sorar. Belli ki, yan masadan bir süre sohbete kulak misafiri olan ihtiyar, askerin şivesinden yakın olduğunu anlamıştır. Tanışma faslından sonra, ihtiyar Şadı köyünden ortalama kendi yaşıtlarını ve genellikle bizim sülaleyi teker teker askere sormaya başlamıştır, asker de bildiği kadarıyla ihtiyara cevap vermektedir. Uzunca bir sohbet eden ihtiyar ardından askeri evine yemeğe davet etmiştir. Evde ihtiyarın eşi ve iki yetişkin kızı vardır, eşi ihtiyara “Mustafa bu asker kim” diye sorduğunda, ihtiyar “yabancı değil, o da bizden” diye cevap vermiştir. Evet bizim köyü aile aile bilen ihtiyarın adı Mustafa’dır.

Asker bir süre sonra köye izine gelir, sohbet esnasında bu olayı babasına anlatır. Babası “oğlum git bunu Hacı Mehmet’e anlat” deyince asker de gelip konuyu rahmetli babama anlattı. Rahmetli babam çok heyecanlanmıştı, tereddüte mahal bırakmayacak şekilde bu kişinin babası olduğunu düşünüyordu. Asker akrabamıza, “parmağının şurasında, elinin burasında şunlar var mıydı gibi sorular sordu ama genç askerimiz bunlara dikkat etmemişti.

Rahmetli babam o yıllarda İskenderun’da doktor olan Mustafa Güvendi aracılığıyla bir takım girişimlerde bulundu ama bir sonuç alamadı. Çünkü o kişi bilinmedik bir yere taşınmıştı. Belki de babamın derhal İskenderun’a gitmesi gerekiyordu ama biraz o yılların ekonomik koşulları diyelim, biraz da ihmal diyelim.

Eğer yaşadıysa, dedemin hangi soyadını aldığını bilmiyoruz bu nedenle bulma ihtimalimiz yok denecek kadar az. Muhtemel ki Güvenoğlu Karakulak Mustafa artık yaşamıyordur.

Ruhu şad mekanı cennet olsun.

Sinan Güvendi

İzmir 05/04/2018   

Eklenme Tarihi: 19-04-2018

Bu sitede yayınlanan yazıların tümünün yayın hakkı www.sadikoyu.com'a aittir.

Yazarın diğer yazılarını görmek için seçin.

HENÜZ YAPILMIŞ YORUM YOK

 

                                                             YORUM EKLE

MESAJINIZ(Max 3000 karekter)



  



Editör
Abdullah Öner MERAL
Ekrem Ünlü
Çakır AYŞA
Sinan GÜVENDİ
Emine GÜVENDİ TEKİN
Yakup PİR

TÜM YAZARLARI GÖR



      REKLAM

www.guvendigayrimenkul.com

          0 532 255 67 15                                



proje3

      ŞADI MENÜ



         ZİYARETÇİLER

Aktif Ziyaretçi 7
Dün Tekil 700
Bugün Tekil 464
Toplam Tekil 1062413