GİRESUN/DOĞANKENT/ŞADI KÖYÜ



Corner left
Corner right

Fındık Tatili ve Memleket Meseleleri

Okunma Sayısı:365


YAZARLAR - Abdullah Öner MERAL
Eklenme Tarihi:2018-10-16 17:01:50


Abdullah Öner MERAL

1988 yılında çocuk yaşta başlayan gurbet hayatı ile birlikte köy yaşamının birçok öğretisini ya unuttuk ya da hiç öğrenemedik.

Gurbette geçen 30 yıl içinde köye gidiş-gelişlerimizin çoğu tatil amaçlı olduğundan yayla mevsimini ya da bayramları tercih ettik birçok köylümüz gibi.

Daha önce de birkaç kez bayramların fındığa denk gelmiş olması dolayısıyla fındık toplamışlığımız olsa da bu yılki ziyaretimiz tamamen fındık ameleliği için oldu. Tabii bu amelelik sırasında fındık ile ilgili araştırma ve köylünün durumunu gözlemleme şansımız da oldu.

Gözlemlerime geçmeden önce şunu belirtmeliyim ki yöre insanımızın çoğunluğu yıllık izinlerini yani tatillerini fındık dönemine ayırıp, dinlenmesi gerekirken çalışarak geçiriyor. Gurbetten memleketine fındık toplamak için yola çıkanlar “Tatile nereye gidiyorsun?” sorusuna genellikle fındık tatiline diye cevaplıyor.

80'li yıllarda bölgemizde hayvancılığın canlı olması, üretimi yapılan tarım ürünlerinin hem insanlar hem de hayvanların beslenme ihtiyacını karşılaması, köydeki üretimin de tamamen insan gücüne dayanması nedeniyle aile nüfusu kalabalıktı. 1940-1980 arası gurbetçiliğin büyük çoğunluğu eğitim amaçlı olmakla birlikte, eğitimli olup memur olanlar görev yerleri dolayısıyla gurbetçiydi genel olarak. Çalışmak amacıyla gurbete çıkan sayısı çok fazla değildi.

Köydeki işlerin çeşitliliği nedeniyle kalabalıklaşan aile ve sülale nüfusu doğal olarak yerleşme ve beslenme sorunlarını da beraberinde getirdi. Öyle ki, şu anda köydeki birçok bahçe ve tarlanın bu ihtiyacı karşılamak amacıyla ormandan açıldığını biliyoruz.

80’li yıllarda 600’ü bulan köy nüfusunun insanların beslenme ve barınma ihtiyacına cevap vermemeye başlaması ile birlikte birçok anlaşmazlığı da beraberinde getirdi. Kardeşler, akrabalar arasında yer kavgaları baş gösterdi. Gerçi bu kavgalar hala devam etmekte, eskiye dayalı kindarlığın sonucunda da köyümüz hala çeşitli sorunlar yaşamakta. Bu kindarlığın bugünkü en büyük göstergesi de komşusuna, mahallelisine yol vermeyenler.

Gerek köydeki yerinin kendisini doyurmayacağını düşünenler, gerek çocuklarının eğitimi, gerekse aile ve yer kavgalarından dolayı 80’li yılların sonuna doğru bir göç başladı. 

Köy nüfusunun 2000’li yıllarda 300 lere, bugün 200 ün altına düşmesinin yukarıda belirttiğimiz nedenlerin dışında da nedenleri vardır elbette. Ancak köyde ekonomik durumu iyi olanlarda son dönemlerde şehirlerde yaşamayı tercih ediyor. Bu da şehirleşmenin kaçınılmaz olduğunu gösteriyor.

Yaz döneminde yine 400-500 leri bulan köy nüfusu kış döneminde 50-60 lara kadar düşüyor artık. Köyden kente doğru yoğunlaşan bu göç furyası ile birlikte köydeki hayvancılık ve tarımda doğal olarak azalmaya başladı. Birçok tarla ve çayır işçilik süresi diğer ürünlere göre daha az olan fındık bahçesine çevrildi.

Gurbetçilerin çoğu izin dönemlerini fındık toplama mevsimine göre düzenleyerek köylünün ana gelir kaynağı haline gelen fındığı yan gelir olarak toplamaya başladı.

İzin sürelerinin kısalığı, fındık toplamanın zorluğu insanları farklı çözümlere yönlendirdi. Eski dönemlerde daldan toplanan fındık daldan toplama uzun süreli ve yorucu bir iş olduğundan şimdi silkeleme yöntemiyle yerden toplanıyor.

Toplanan fındığın arazinin zorluğu nedeniyle taşınması da ayrı bir sorun. Arazisinin altından ya da üstünden yol geçenler için bu sorun bir nebze çözülmüş sayılır. Yol üstünde bahçeleri olanlar fındığı sırtta taşımak yerine çuvalları yuvarlayarak yola indiriyor. Yolun altında bahçesi olanlar ise yine sırtlarında çuvalları yola kadar taşıyor. Yola taşınan fındıklar ya yolda patoza veriliyor ya da araçla harmana taşınıyor.

Bahçesinin altından ya da üstünden yol geçmeyenler için durum biraz daha zor. Onlar da teleferik ile taşıma sorunlarına çözüm üretmişler. Tabii teleferik her yere kurulamadığı ve maliyetli olduğu için de tam bir çözüm olamıyor.

Şunu söyleyebilirim ki köylü değişen yaşam koşullarına kendini bir şekilde adepte ediyor ve kendi çözümünü üretiyor.

Gurbetten fındık toplamak için memlekete gelenlerin, yani masa başı diyeceğimiz ya da bedenen çok fazla enerji gerektirmeyen işlerde çalışanların ani hareketler sonucunda sakat kalma riskini göz ardı etmemeliler. Ham olan vücutlarına fazla yüklenmeleri sonucunda kalıcı sakatlıklar ve hastalıklar baş gösterebilir.

Fındık konusunda asıl üzerinde durulması gereken fındığın stratejik olarak öneminin artması. Fındık ile ilgili fiyat politikalarının belirsizliği, Harşit Vadisi’ndeki göçü hızlandırmakta, giderek azalan köy nüfusları, şehir hayatına uyum sağlayan gençlerin köyleri ile bağlarının azalması ileriki yıllarda köylerin boşalmasına yol açacak.

Son 10 yılda bölgede baş gösteren terör olaylarının nedenleri, bu bölge üzerinde yapılan hesaplar çok iyi düşünülmelidir. “Kürt halkının hakkını koruduğunu iddia eden” PKK, bir Çepni-Türkmen yurdu olan Harşit Vadisi’nde ne aramaktadır. Bu durumun çok iyi sorgulanması gerekmektedir.

Bu nedenledir ki, fındık bölge için çok önemli ürün olmanın yanında adeta bir beka sorunudur. Kararlı bir fındık politikası ile bu insanların geçimini kolaylaştırmak hiç zor değil. Dünya üretiminin ortalama %70 ini karşıladığımız ve tekel konumunda olduğumuz bu ürünün yarı parasıyla hem üreticiye geçim kapısı sağlanıp hem de bölgenin güvenliği ve geleceği teminat altına alınabilir. Bu şekilde bölge insanı da köylerini, ata yurtlarını terk etmezler.

Bir Türkmen yerleşkesi olan bölgemizde terör ve teröristlerin insanımızı korkutamayacağını biliyoruz. Ancak ekonomik nedenlerle boşalacak bu köyler, yarın bu teröristlerin yuvası olacaktır. Bu nedenledir ki öncelikle fındık, ikincil anlamda hayvancılığın, ormancılığın, turizmin  bölgemizde desteklenmesi, köy ve yaylalarımızın canlılığını devam ettirmesi gerekmektedir.

Çağımızın iletişim ve yaşam koşullarını düşündüğümüzde köylünün birbirine yakınlaşmasının, sorunlarını eskiye oranla daha çok insana duyurmasının, ürettiği ürünleri daha kolay pazarlamasının mümkün olduğu bir dönemde; birbirlerinden uzak durmalarının, daha bireysel hareket etmelerinin nedenini henüz anlamış değilim.

Öyle ki sosyal statü olarak farklı konumlarda olan insanlarımızın köydeki davranışlarının köylü gibi olmasının nedenini de henüz çözmüş değilim. 

Eski kindarlıktan gram eksilmemişken bu kindarlık yeni nesile de bulaştırılmış. Birçok insan içtenlikle gülmüyor.

Üstad Tuncay Kurtiz’in dediği gibi: “Ben sözümü söylerim, gerisini köylü düşünsün.”

Kalın sağlıcakla

Ekim 2018

Eklenme Tarihi: 16-10-2018

Bu sitede yayınlanan yazıların tümünün yayın hakkı www.sadikoyu.com'a aittir.

Yazarın diğer yazılarını görmek için seçin.

HENÜZ YAPILMIŞ YORUM YOK

 

                                                             YORUM EKLE

MESAJINIZ(Max 3000 karekter)



  



Editör
Abdullah Öner MERAL
Ekrem Ünlü
Çakır AYŞA
Sinan GÜVENDİ
Emine GÜVENDİ TEKİN
Yakup PİR

TÜM YAZARLARI GÖR



      REKLAM

www.guvendigayrimenkul.com

          0 532 255 67 15                                



proje3

      ŞADI MENÜ



         ZİYARETÇİLER

Aktif Ziyaretçi 4
Dün Tekil 700
Bugün Tekil 486
Toplam Tekil 1062435