GİRESUN/DOĞANKENT/ŞADI KÖYÜ



Corner left
Corner right

Bu Nasıl Bir Rüya

Okunma Sayısı:12096


YAZARLAR - Mehmet Güvendi
Eklenme Tarihi:2016-10-11 21:38:27


Mehmet Güvendi

Ne zaman Mayıs ayı gelse bende tahmini zor duygular belirir. İşte o zaman gözlerimikapar,bir melankoli içinde hülyalara dalarım. Sanki mevsimsel bir şey…Acaba diyorum başkaları da böyle mi? Bunu bilemem tabi…

İşte Mayıs ayı ; benimkiler yine geldiler…Çocukluğuna dön Mehmet dön!...

Bu isteğe boyun eğdim. Öylece gözlerim kapandı. Dalmışım. Birden etrafıma baktım.İnsanlarda bir telaş ,bir hazırlık… Sormayın gitsin. Sebebi ne ola ki bu telaşın diye düşünmeye başlamıştım ki sanki bir ses duydum . Göç, göç, göç. Diyordu! Bu ne göçü acaba? Derken yayla dedi birileri . Şimdi anlaşıldı bu telaşın sebebi.Yayla zamanı gelmişti yine… Bir hazırlık bir hazırlık; sormayın gitsin.Bende katılayım, yardım edeyim dedim. Çekil şuradan sen daha çocuksun; bu bizim işimiz dediler.

Uyanmaya çalıştım bu rüyadan. Ne mümkün! Uyanamadım bir türlü.Tatlı bir telaştır gidiyor. Bir tarafta çamaşırlar yıkanıp seriliyor, un öğütülüyor, yatak denkleri hazırlanıyor. Aile bireylerinden kimlerin gidip, kimlerin kalacağı saptanıyor. Kolumdan tuttu birileri sende hazırlan! Bir taraftan da önceden yaylaya yük atıp yayla evinin yıkılan yerlerini, çiti çubuğu tamir edip, pancar fidesi diktiklerini anlatıyorlar.

Yarın Perşembe.. yaylaya göçeceğiz,erken yatın diyorlar. Herkes yatakta ama benim kafama takılıyor, ‘’neden Perşembe’’. Sora anımsıyorum. Pazartesi-Perşembe yaylaya,Çarşamba-cumartesi köye. Bu, yüzyıllardır hep böyle olmuş. Kimsede sebebini araştırmamış.

Sabahın seher vakti, herkes ayakta. İnsanların telaşı sanki hayvanlara da bulaşmış. Koyunlara fazladan çan, kelek takılmış,ineklerin alınlarına nazarlıklar, buzağıların boynuna yeni menükler hazırlanmış. Adeta yola çıkmak için sabırsızlanıyorlar, derken efendim katırlar semerlenip yüklenmiş. Cümbür cemaat herkes yollarda, bir gürültü, bir hengamedir gidiyor. Yollarda başka ailelerde var. Bir iki, beş on. Kim bunlar diye soruyorum. ŞADULU. A a a ! Ben niçin Çatalağaç diye duydum peki! Bir yanlışlık var bu işte. Sonra bakıyorum elli yıldır kimse bu ismi benimsememiş. İş mi yapmışlar sanki ismini değiştirenler? Uyan be adam rüyadan! Kendine gel şöyle.Yarım saattir rüyanda konuşuyorsun diyor eşim. Bendeki hayal kırıklığını sormayın. Bunca güzel rüya o kadarca mı sürmüş. Küskün,üzgün öteye dönüp yatıyorum.

Yine süzülmeye başladım galiba. Bir ses, tanıdık bir ses, ot kazılacak; ot diyor. Allah Allah ot kazmanın ne alakası var diyorum. ‘’Öyle deme’’ diyor tanıdık ses. Ot kazmanın sonunda ot göçü var diyor. Yine bir şey anlamadım. Bu ot göçüde ne acaba? ‘’Sonra anlarız herhalde, nasılsa’’deyip olayları akışına bırakıyorum.

Birde bakıyorum yayladayım.Gıdı tekiyorum çimenlerde; güle oynaya. O sıralarda hemen herkes köycü bekliyor. Ah bir gelen olsa da bize meyve getirse. Derken komşunun köycüsü geldi. Bütün obanın çocukları orda. Hemen bütün çocuklara ekşi erik verdiler. Zevkle yiyoruz , yüzümüzü buruştura buruştura. Bir taraftan da anlattıklarını dinliyoruz, adeta içimize sindirerek. Mısırlar diz boyunu geçti.İkinci ot da bitmek üzere. Darıların sıkı da alındı. Artık millet ot göçüne hazırlanıyor, ‘’Orak ayının haftası da yaklaştı’’diyor birisi.

Kemençemin başına

Süreceğim yayları

Yarıla konuşurken

Geldi orak ayları.

Karar veriyorum, mutlaka köye gideceğim. Bu ot göçü denen şeyin hazırlıklarını yerinde görmek için. Yalvar yakar oluyoruz büyüklere, nafile! Razı olmuyorlar bir türlü. Ama ben kafaya koymuşum bir kere.Derken bir yolunu bulup köye kaçıyorum. Yinede aklımda yaylalar var.

Oy yaylalar yaylalar

Otunu yesin mallar

Ey kız senin elinden

Nedir çektiğim haller.

Artık köydeyim. Ot göçünün yüz yıllar ötesinden gelen,adeta ayinleşmiş bir eğlence olduğunu biliyorum, hazırlıklarını da yerinde izleyebileceğim için çok mutluyum.

Bakıyorum gençler kendi aralarında toplanmış konuşuyorlar. ‘’İki kilo barut alalım, beş yüz de kapsül bize yeter’’. Bu arada kimlerde hasbal çiftesi, kimlerde tek düdük var hesaba katılıyor. Masraflar ona göre paylaşılacak. Bu arada mehtar kim? kaç para verilecek? ne kadar dinamit alınacak? hepsi hesaba dahil ediliyor. Tabi dinamit işi uzmanlık ister. Bunun ustaları da ayarlanıyor.

Bayanlar sandıklarını açıyor neleri var, neleri yok ortaya dökülüyor. Eksiklerini pazara ısmarlıyorlar.Kimileri divitin , kimileri pazen,kimileri ipek ceketlik,kimileri gutni yakalık (yallik), Kimileri fildigoz peştamal , daha neler neler.

Ertesi günü terzinin yolu tutuluyor. Terzi Mehmet’in rafları zaten dolu. Birde bunlar üstüne binince işler karışıyor. Herkes yalvar yakar, o da nazlandıkça nazlanır ama sonunda evet der. Başlar gece gündüz çalışmaya, diker de diker, işlerde işler, adeta aşkını, özlemini, sanatını diker kumaşa ilmik ilmik. Gutni yakalık mı dersin, kolçaklı işlik mi dersin, ipek ceket mi dersin. Bir taraftan da söylenir:

Yine aklıma geldi

Güvende’nin düzleri

Çit gülüne benziyor

Sevdiğimin gözleri.

Bu arada ben de pazara gidiyorum. Bakıyorum bir gurup komşu köylü aralarında konuşuyorlar. ‘’Bu hafta Şadu’nun ot göçü varmış bizde gidelim’’. ’’Olur’’ diyorlar kendi aralarında.Yine bende bir saplantı. Neden Çatalağaç demediler de Şadu dediler. Onlarda benimsememişler bu ismi anlaşılan. Sanki bunda bir hata var gibi geliyor bana.

Bu gün Çarşamba, haberleşelim yarın ot göçü var diyor o tanıdık ses yine. Yahu bu orak ayının haftası ne de çabuk geldi. Birde bakıyorum yaylada ne kadar insan varsa ne kadar yük hayvanı varsa köy’e doluşmuş.Köydekiler de boş durmuyor hani. Çörekler yazılmış, sarmalar sarılmış, yumurtalar haşlanmış, temizlik tamamlanmış,Herkes yarını bekliyor. Zaman durmuş, zaman geçmiyor. Saatler bir yıl gibi geliyor insana. Ben de kendimi kapıp koyverdim. Adeta havalardayım. Bastığım yeri bile görecek halde değilim. Allah’ım kimse beni bu rüyadan uyandırmasın.

Yarı uykulu yarı uyanık sabahı dar ettik. Birde baktık ki herkes hazır. Hatta katırların yükü bile sarılmış. Yola çıkma vakti gelmiş. Alelacele bir şeyler yedik , giyinmeye gerek yok çünkü akşamdan yeni giysilerimizi giyip yattık zaten. Güneş yükselmeye başladı. Herkes hazır; bir kişi müstesna. Etme terzi Mehmet ne olur çabuk ol. Ha geldim.azcık daha.

Ohhh! Nihayet hazır. Halbuki Fırışlık ve Cami mahalleleri çoktan Ballı’nın suyundalar.

Orta mahalleli köprü başında. Derindere ise daha kızlar harmanında. Derken güm diye bir silah atılıyor gelişi haber vermek için. Kırkören de en son bütün köy bir arada. Çalsın kemençe, derken bir horon başlıyor ki sormayın gitsin. Geç kalanlardan mahmudoo birden üç batman yükü dahi sırtından çıkarmadan horona dalmış, millet soruyor ‘’ora bu ne mahmutoo , ne oldu sana?’’ cevap daha ne olacağıdım, daha ne olacağıdım,

Aynam düştü cebimden

Karıştı gazallere

Ben aklımı aldırdım

Dünyada güzellere…

Coşkunun böylesi görülmüş değil. Bir taraftan alkış, bir taraftan takdir duyguları. ‘’Ot göçü bu imiş demek ki’’ diye düşünmeye kalmadı o tanıdık sesi duydum yine. ‘’Hey oğul’’ diyordu ‘’sen daha ne gördün ki; asıl bundan sorası önemli’’. İnsanlara bakıyorum. Allı, yeşilli, mavili adeta bir renk cümbüşü. Kızlar pullu yaşmak, gutni yakalık, ipekli ceket, şal kuşak üstüne fildigoz peştamal giyinmiş, gelinler olanca ihtişamı ile beşiklerini süslemişler, her yer adeta renk renk olmuş. Yel estikçe her taraf ıpıl, ıpıl . Amanın bu ne görülmeye değer bir manzara, bu ne güzellik, sanki bir rüya alemi. Gençler siyah pantolon üzerine beyaz gömlek giyinmişler.Katırlar bile süslenmiş, olanlar gor takmış. Yürümüyoruz adeta ayaklarımız havada.

Derken güle oynaya gölcüvez (gölceğiz) e çıktık. Gölcüvez önemli. Bir kere yarı yol. Yeniden bir horon başladı, çimenleri ezercesine ama bu horon kısa sürdü. Sonra katırların yükü indirildi, sadece bu günler için yapılmış püsküllü omuz heybeleri açıldı, öbek öbek sofralar kuruldu, börekler çörekler sarmalar yumurtalar daha ne varsa ortaya döküldü afiyetle yendi. Birazda dinlendikten sonra yolculuk tekrar başladı. Kemençe artık yol havası çalıyor. Sesi güzel olanlar bir taraftan türkü söylemeye başladılar. Derken karşımıza suları şarıl şarıl akan buz gibi bir çeşme çıktı. Daha sormadan buranın Pirişıh çeşmesi olduğunu söylediler. Tüm insanlar kana kana su içtiler; katırlarda sulandı. Kafile bu minval üzere yoluna bir hayli devam etti. Derken o tanıdık sesi yine duydum. ‘’Burası çeğelli oluk başı, Bire Cumut Ali neredesin öne gel bakim. Dinamit atacaklar en öne çıksın, tabancalılar hemen arkasına’’ dedi. Kim bu demeye kalmadan Garahallo dediler. Herhangi bir aksilik olmaması için herkesi uyarıyor bir taraftan. Çal mehtar kerem çal. Ali sen söyle Hey millet azıcık bekleyin. Bütün delikanlılar hançerelerini yırtarcasına hep bir ağızdan heeeeeeeey!......Bir gürültüdür kopuyor. Bum!.. gümmm! bum! Gümmm! Arka arkaya dinamitler patlıyor. Arkasından hasbal çifteleri ve tek düdükler! Sanki kıyamet kopuyor patlama seslerinden. Burası Mavişin döşemesi diyorlar. Sanki yayla ile köyleri ayıran sınır gibi.Buradaki patlama sesleri çok uzaklardan duyulurmuş. Öyle ya Şadu’nun ot göçü yaptığının ilanı gibi adeta. Bu döşeme başının da ayrı bir hikayesi var. Burası yaz kış gezen bir bataklık adeta. Geçmek ne mümkün.Göden oğlu Molla Hasan’ın kızı , Mehmet Efendi’nin hanımı (yani benim teyzem) Maviş hanım hayrına yaptırmış. Çokta iyi olmuş, millet ondan sonra rahat etmiş. Yürüyoruz belki bir, belki iki saat. Zamanın ne önemi var… Zaman durmuş.. zaman akmıyor. Derken Olukayağında’yız.’’Haydin komşular bizim obada biraz dinlenin, yemek yiyip öyle gidersiniz’’ diyor Tepealan da oturan komşular. ‘’Olmaz,olmaz’’ diyor Çatakçayıra gidecekler! Ama bu tartışmayı sonunda hep Tepealanlılar kazanıyor. Hep beraber Tepealandayız. Biraz dinlenildi yemekler yendi. ‘’Hadi hoşça kalın komşular. Yolcu yolunda gerek ; yarın Halilbee de görüşürüz’’ deyip yola çıktık, Çatakçayır obasında oturanlar. Çala söyleye, ata yıka obaya vardık. Herkes koşuşturuyor, çoluk çocuk sarmaş dolaş… Evdeyiz. ‘’Gece eğlencesine hazır olun’’ diyor birileri, ‘’Olur’’ diyorlar, ‘’olur’’.

Yaylanın serin havası bana da iyi geldi, galiba diyorum kendi kendime. Birden gözümü açıyorum, oysa odanın penceresi açılmış, içeri rüzgar giriyor. Meğer serinlik ondanmış!.. Kalkıp aynaya bakıyorum... Bembeyaz, dökülmüş saçlar, gözlerin altında morlaşmalar, yüzlerde yılların yorgunluğu!.. Halbuki biraz önce çocuktum. Gıdı oynuyordum yaylanın düzlerinde. Teessürle baktım... Göz yaşlarımı içime akıtarak balkona çıktım. Gülay hemen arkamdan geldi. ‘’Üzülme’’ dedi, ‘’üzülme’’ sanki gördüğüm rüyayı bilmişçesine.

Balkonda oturduk bir süre. Biraz açılmış gibiyim. Sonra tekrar içeri girip yattık.

Birde baktım sabah olmuş. Güneş doğmuş dağlara. ‘’Kalk’’ diyordu! Annem ‘’kalk’’,o esmer güzeli, gülümseyen yüzü ile ‘’Güvendeye gideceğiz’’ diyor. Yataktan fırlıyorum. Meğer herkes hazır yine. Derken Bakacaktan gümmm! Diye bir silah sesi. Tepealan da oturanlar gelmişler. Bizde peyder pey halilbee nin yolunu tutuyoruz. Yine tüm köy bir arada. Üstelik Törnüklü komşular da katılmak istiyorlar. Dandı lılar, Kanyaş lılar. Velhasıl yoldan geçen katılmış. Adeta bir insan seli, birlikte el ele, kol kola yürüyoruz. Sanki ayaklarımız yere değmiyor. Birlikte çalıp söylüyor, birlikte gülüp eğleniyoruz. Güvendeye varıyoruz nerdeyse, ‘’Durun’’ diyor bir ses ‘’durun’’. Tepeden nerde ise cırıt meydanına dökülüyoruz sel gibi. Herkes durmuş, zaman durmuş, kuşlar seyre çıkmış, tüm pazar ahalisi, binlercesi taş başında karşılarında ki allı yeşilli,beyazlı,adeta bir renk cümbüşü, usta ressamların bile tablolarında canlandıramayacağı, bu insan seline bakıyorlar. Derken arka arkaya dinamit sesleri, arkasından kuru sıkı doldurulmuş tabancalar, her taraf toz duman içinde.

Kim bunlar kim! Bunlar mı? Bunlar Orta Asya steplerinde At koşturmuş, Altay dağlarından aşmış, Maveraünnehirden geçmiş, Horasan da mola vermiş, Anadolu Bozkırlarında konup göçmüş, zalime boyun eğmemiş, Karadeniz’in bu sarp yamaçlarına yerleşmiş, Cumhuriyetine sonuna kadar sahip çıkmış , Çepni oymaklarından bir gurup. ŞADULU! ! ! !

En derin saygı ve sevgilerimle.

30 Haziran 2011/ İZMİR

Eklenme Tarihi: 11-10-2016

Bu sitede yayınlanan yazıların tümünün yayın hakkı www.sadikoyu.com'a aittir.

Yazarın diğer yazılarını görmek için seçin.

HENÜZ YAPILMIŞ YORUM YOK

 

                                                             YORUM EKLE

MESAJINIZ(Max 3000 karekter)



  



Editör
Çakır AYŞA
Abdullah Öner MERAL
Sinan GÜVENDİ
Emine GÜVENDİ TEKİN
Mustafa GÜVENDİ
Yakup PİR
Mehmet Güvendi

TÜM YAZARLARI GÖR



      REKLAM

www.guvendigayrimenkul.com

          0 532 255 67 15                                



proje3 

         ZİYARETÇİLER

Aktif Ziyaretçi 4
Dün Tekil 680
Bugün Tekil 430
Toplam Tekil 998482